ANASAYFA   HAKKIMIZDA   FORUM   DOSYALAR   MESAJINIZ   İLETİŞİM
sahife.net
 
 SADIRDAN SATIRA
 ÖN SAHİFE
 KUR'AN OKUMALARI
 DOĞU BATI NOTLARI
 ŞİİR SEÇKİSİ
KARGANIN ALLAH ZİKRİ
 
 EDİTÖRÜMÜZÜN VİDEO KAYDINA ALDIĞI BU MUCİZE İLK DEFA sahife'de

 
 
İNSAN
 

SOMALİ'DE KURAKLIK DEVAM EDİYOR

             Necat Çavuş'un   şiir kitabı 'amerika' İngilizce'ye çevrildi

 


 
Anasayfa
İki yüz yıldır önce erkekleri, sonra kadınları büyük ölçüde evden kopararak çalışma yaşamına katan, son 50 yıldır iyice ivmelenen ve hala tüm hızıyla süren devasa bir değişim sürecinin içindeyiz. Kadınlarla erkeklerin dışarıda çalışmasını şart olarak sunan, bireysel özgürlükleri alabildiğine teşvik eden, bireyin sağlıklı ve iyi hissetmesini her şeyin üstünde tutan, aile değerlerinin ve akrabalığın önemsizleştiği... Çocukluk, gençlik ve yaşlılık gibi yeni toplumsal kategorilerin ortaya çıktığı ama paradoksik olarak geleneksel çocuk oyunları, giyimi ve dilinin, yaşlı insanlara duyulan saygının ve atfedilen bilgeliğin kaybolmakta olduğu,kadınlardan sonra çocukların ve yaşlıların da ev dışına çıktığı...
İnançlı bireyin aracılara ihtiyacının olmadığı, kaderinin sorumluluğunu kendisinin taşıdığı, kutsal kabul ettiği varlıkla kendi bildiği yolda ve kendi çabalarıyla kendisinin ilişki kurma hak ve görevinin olduğu görüşüdür dinsel bireycilik. Bu anlayışın temelinde iki fikir var: Birincisi, bireyler Nihaî Hakikat, veya Allah, karşısında eşit durumdadırlar. Yani biri diğerine üstün değildir. İkincisi, "dinsel murakabe" diyebileceğimiz bir nevi öz-denetim önemsenir. Nitekim dinsel bireycilikte Tanrı ile mümin arasında hiçbir aracı kurum, kuruluş, şahıs vs. kabul edilmez. İnanan, Tanrısıyla başbaşa olmalıdır. Doğrudan doğruya ona karşı sorumludur. Bu yüzden her an O'nun karşısındaymış gibi bir modda yaşar. İslam literatüründeki "ihlas"a ve belki "takva"ya benziyor.
Eğer beden bir ayna olarak görülürse toplum tipleri belirli bir beden de inşa etmektedir denebilir. Bu da şu demektir: Bedenin analizi, toplum tiplerinin analizidir veya tersi de diyebiliriz. İnsan kendi bedenine bakarak nasıl bir toplumda yaşadığını anlayabilir. İngiltere'de iken bir gün Birmingham kentinin merkezinde bir banka oturup sokakta geçenleri gözlemlemeye başladım. Bir şey dikkatimi çekti: Pek çok obez (fazla kilolu) insanların olduğunu fark ettim. Bu konuda daha sonra bir arkadaşımla konuşurken o bana Amerika'da bunun çok daha fazla hissedilir bir olgu olduğunu söyledi. Şimdi bu beden nasıl bir toplumun ürünüdür? Siz tarım toplumlarında hiç böyle kilolu insanlara rastlayabilir misiniz? Bence bu beden belirli bir toplumun bedenidir. Böyle bir toplumda doğal olarak ideal beden algısı, bunun tersi istikamettedir ve insanlar ideal beden ölçülerini tutturmak için kendi bedenlerine aktif bir şekilde müdahale etmektedirler.
AMERİKALI BİR PSİKOLOJİ PROFESÖRÜ, ESKİ MUSEVİ YENİ MÜSLÜMAN, HEM DE CERRAHİ ŞEYHİ BİR SUFİ. BİRBİRİNE GAYET ZIT GÖRÜNEN TÜM BU KELİMELER BİR İNSANIN HAYAT HİKÂYESİNİ ANLATAN BİR METNE DÖNÜŞEBİLİR? ----------------------------------------------------------------------------------------------Söz konusu, Robert Frager’ın hayatıysa olabilir. Ben Ötesi Psikoloji Enstitüsü’nün (The Institute Of Transpersonal Pyschology) kurucusu, Kalp, Nefs ve Ruh Tekamül, Denge ve Uyumun Sufice Psikolojisi gibi kitapların yazarı olan Frager, Türkiye’de “Şeyh Ragıp” olarak biliniyor. Geçtiğimiz cumartesi günü “Kim Psikoloji”de ruh sağlığı uzmanlarıyla söyleşi için buluşan Robert Frager’la ilginç hayat hikâyesi...
İnsanların bazıları yalnızmış gibi görünürler. Oysa ki iç âlemlerinde yalnız değillerdir. Ebu Zerr (r.a) başkalarına göre sosyal açıdan yalnızdı. Fakat ruh dünyasında dostları vardı, Dostları bedenen yanında olmasalar bile düşünce ve his âleminde onunlaydılar. Allah ve Resulünü dost edinen bu insanların yalnızlık hissini yaşamaları mümkün değildir. Muhabbete varan ruhî beraberlik Ebu Zerr'de yalnızlık hissini uyandırmamıştır. Bu noktada bulunmayan her insan yalnızlığa açık kapıdır.
Çağdaş insan tüketerek var olduğunu hisseden bir insandır. "Tüketiyorum, o halde varım!" Ama bu tüketim insanın gerçek ihtiyacı olan eşyayı değil, insana ihtiyaçmış gibi benimsetilen nesnelerin tüketilmesidir. Mesela reklamlar size 'bende bir şeyler eksik' duygusunu vermezse başarılı olamıyor. İnsanlar lüks bir kol saati, pahalı bir cep telefonu, marka bir eşarp sahibi olmadığı zaman kendini bir ağa girememiş, elit bir cemaatin parçası olamamış, aşağılarda kalmış, yarım kalmış hissediyor. Böyle olunca insanlara hiç bir gelir düzeyi yetmez hale geliyor.
Allah her kime lütuf buyurursa, onu içinde bulunduğu durumdan kurtarır. Onu afiyet ve zenginliğe ulaştırır: hamd, sena, ve şükre de muvaffak kılar. Bu durum onda karşılaşmaya(lika) kadar devam eder.Allah kimi de fitnesine terkederse onun belası, fitnesi ve fakirliği devam eder. Ondan iman yardımı kesilir. Allah’a itiraz ve töhmetle ve vaadine şüphe ile küfre düşer. Rabbi’ne gücenmiş ve ayetlerini de inkar etmiş bir halde dalalet üzere ölür. Resulullah (S.) şu hadisiyle buna işaret etmiştir. “Kıyamette azabı en şiddetli olanlardan biri vardır ki: Allah onun dünya ve ahiret azabını birleştirmiştir.” Bundan Allah’a sığınırız. Bu, Nebi (S.) ‘in bile Allah’a sığındığı unutulmuş fakirliktir.
Mümini arındırma ve onu iyilik yapıcılığa yönlendirme konusunda korku ve ümit birlikteliği ve dayanışması gerekli olmakla beraber, ümit daha haz vericidir, korkuya göre daha daha tatlı bir zevki vardır. Çünkü ümidin kaynağı Allah’a duyulan güvendir. O’nun rahmetinin affının yüceliğine ve lütuflarının görkemliliğine kesin bağlılıktır. Şu bir gerçektir ki, isteyerek ve umarak itaat eden kimse, korkarak, ürkerek itaat eden kimseden üstündür. Bu yüzden ümide ilişkin müjdeler daha geniş, etkileri daha fazla ve belirtileri daha parlaktır.


YAZARLAR
 
MUHAMMED BAYRAM AYAZ
SAYGIN MESLEK TUTKUSU

MURAT YAKIN
N. G.'NİN KAPAĞINDAN YILDIZ ÇIKARTMAK!

ALINTI YAZILAR
.

Prof.Dr.NEVZAT TARHAN
İlacı bırakın, Mevlana'ya bakın

YUSUF KAPLAN
İnsanın ölümü: Ölümün öldürülmesi

MUSTAFA KUTLU
Sıkıntı

GÖKHAN ÖZCAN
Öfke ve gurur

 
Üyelik Girişi
 
www.sahife.biz